Önsöz/ Doğan Cüceloğlu İlk Söz/ Ali Nasuh Mahruki Başarının yol haritası 64 Adım İletişim
Ana sayfa Tanıtım Klibi Okur Görüşleri Duyurular Basında Seminer Programı Resimler Tavsiye Linkler Özgeçmiş
İlk Söz / Ali Nasuh Mahruki
20 yaşından bu yana aktif olarak doğa sporlarıyla ilgileniyorum. Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okurken başladığım dağcılık ve diğer doğa sporları, kişisel gelişim sürecimin bambaşka bir ivme ve derinlik kazandığı, daha önce hayalini bile kurmadığım yepyeni fırsatların açıldığı muhteşem bir yolculuk oldu benim için. Deneyimsiz ama meraklı ve tutkulu bir üniversite öğrencisi olarak en alt basamağından başladığım bu yolda oldukça hızlı bir ilerleme kaydederek, profesyonelliğin en üst seviyelerine kadar çıktım ve ülkem adına birçok ilke ve başarıya imza atma onuruna eriştim.

Biraz da yaradılışım gereği, her zaman kendime, büyük ve iddialı, sınırlarımı zorlayacak ve kendimi geliştirecek hedefler koydum ama her seferinde son derece dikkatli ve planlı hareket ettim. Bu tehli ama bir o kadar da çekici sporların kurallarına ilk günlerden itibaren büyük saygı duydum. Tıpkı Allah’a olduğu gibi doğanın yüceliğine de, koyduğu kurallara da hiçbir rahatsızlık duymadan kendimi teslim ettim. Doğayla, dağlarla hiçbir zaman itişmeye, dövüşmeye kalkışmadım; dağ izin verirse tırmandım, vermezse, sağ salim dönmeme müsaade ettiği için teşekkür edip, gelecekte tekrar buluşmak üzere evime geri döndüm.

Dağları, alt edilmesi gereken rakipler, zirveleri de fethedilmesi gereken kaleler olarak değil, yüce gövdelerinde kendimi geliştirebileceğim varlıklar olarak algıladım. Dağların fethedilmediğine, sadece zirvelerine tırmanıldığına inandım. Sanırım benim dağları sevdiğim kadar onlar da beni sevdi ve hemen her seferinde zirvelerine ulaşarak onların dostu olma onurunu bana yaşattılar. Bu sıra dışı dostluklarım, hayatımın en özel ve en büyük mutluluklarından oldu, hâlâ da öyledir...

....................................

Bilinçli bir doğa sporcusu, doğada girdiği bu mücadelede, mücadele ettiğinin doğa değil de kendisi olduğunu bilir. Doğayla savaşılmaz, onunla ancak bir uyum yakalanabilir; sizi sadece seyreden bir şeyle nasıl savaşabilirsiniz ki? Savaş kişinin kendi içinde, ruhunda, bedenindedir. Çünkü dağcının, kişinin yenmesi gereken kendisidir. Dağcı, her zirveye ulaştığında kendini aşmış, geliştirmiş olur, bu gelişim sürecinde bir de dost kazanmıştır; O dağ.

BİR DAĞCININ GÜNCESİ, sayfa 52
....................................

Yirmi yılı aşan bütün bu süreç; hem öğrenme, kendimi tanıma, kendimi geliştirme, varlığıma bir anlam katma, yaşamda doğruları bulma ve bu doğrularla yolumu çizmemin hem de ülkeme, insanıma, insanlığa hizmet etmemin öyküsü oldu.

Bu kitap boyunca bir bütün olarak sizlerle paylaşmak istediğim de, bu yolculuğun birbirini izleyen 64 adımdan oluşan yol haritasıdır.

İlk adım aramaktır...


HAYATIN İÇİNDE
KENDİ YERİNİZİ ARAYIN


Günümüzün karmaşık, kaotik ve çok hızlı dünyasının birey üzerinde yarattığı en büyük tahribat, yaşamın anlamsız görünmesi, anlamını yitirmesi riskidir. Yaşamın ritmini yakalayıp onunla birlikte uyum içinde akabilmemizi, yaşamın olasılıklarını ve fırsatlarını coşkuyla kucaklamamızı ve kendimizi gerçekleştirme yolunda emin adımlarla ilerlememizi sağlayan şey, yaşama verdiğimiz değer ve yüklediğimiz anlamdır. Yaşamlarına bir anlam yükleyemeyen ve bir varoluş sebebi bulamayan insanlar, bütün bu olan bitenin anlamsız, değersiz olduğu duygusuna kapılabilir ve bir varoluş boşluğuna düşebilirler. Bu talihsiz durum insanın bütün dengesini altüst eder. İnsanı özünden, ruhundan uzaklaştırır, kendine ve toplumuna yabancılaştırır. Kimini her şeye karşı hırçınlaştırır, kimini uyuşturucu gibi, televizyon gibi, internet gibi çeşitli şeylere bağımlı hale getirir, kimini depresyona sokar, kimini inançsız biri yapar, kimini dogmaların ve batılın kucağına iter, kimini eğlencede ve zevkte aşırı uçlara savurur, kimini ise intihara sürükler.

Yaşamın anlamını yitirmek, her şeyi yitirmek demektir.

Unutmayın ki;

Hayatın provası olmaz.


Ne yapmak ve ne başarmak istiyorsanız, bunu her an ve her durumda, şimdi ve şu anda zaten yapıyor olmalısınız. Hayatın dinamiklerinin farkında, kendi yerini arayan insan kendini tüm bu hastalıklardan uzak tutmayı da başarır. İnsan kendine yakışanı, kendisine uygun olanı aramalıdır. Hayatın içinde kendi yerimizi aramak demek, hayata, sonucu değiştirebilecek aktif bir oyuncu olarak katılmak ve bir yaşam boyu bunun için mücadele etmek demektir. Hayatın içindeki sorumluluklarının farkında olan insan, hayatın içinde kendi yerini de bulabilecek ve varlığına sonucu değiştirebilecek bir anlam katabilecektir. İnsan hedeflerinin ve ideallerinin büyüklüğü ölçüsünde büyük olur. Hayatın içinde bir yer değil, hayatın içinde kendi yerinizi istemelisiniz. Kendinizi nereye layık görüyorsanız orayı aramalısınız.

Çünkü;

İnsanın değeri aradığı şeydir.
Mevlâna

İnsan Nasıl İnsan Oldu adlı ünlü kitaplarını Gorki’ye anlatırken, İlin ve Segal şöyle der:

”Uçsuz bucaksız uzayı gözünüzün önüne getirin. Yıldızların, bulutsuların doldurduğu uzayı. Bu devler devi bulutsulardan birinde, güneş alev alev yanıyor. Güneşten gezegenler kopuyor. Küçücük bir gezegende, madde canlılaşıyor, kendi bilincine varmaya çalışıyor. Bunun sonucunda ortaya insan çıkıyor.”

Evrenin mütevazı bir yaratımı olarak ben de kendimi; kendi bilincine, kendi özüne, kendi değerine varmaya çalışan bir insan olarak görüyorum. Kendimi, dolayısıyla insanı, dolayısıyla hayatı, dolayısıyla varoluşu anlamaya çalışıyorum. Öğrenmek için dağları, doğayı, hayatı, insanları, kültürleri, güzellikleri, kitapları, duyguları, uzak coğrafyaları, acı deneyimleri, hoş hatıraları, kısacası insana ait olan her şeyi kendi payıma düştüğü kadarıyla yaşıyor, merak ediyor, soruyor, sorguluyor, anlamaya çalışıyor ve bunlardan dersler çıkarıyorum.

Yaşamın içinde doğru soruları sormak ve doğru cevapları aramak, her yolculuğumuzun ilk adımı olmalıdır.


Aslında hepimizin cevap araması gereken en temel sorular bence şunlardır:
Ben kimim?
Burada ne yapıyorum?
Burada ne yapmalıyım?

Socrates, ”Bir insanın hayattaki en önemli faaliyeti, ruhuna gereken özeni göstermesidir,” der.

....................................

Her insan kendine has bir ruhtur. Bu ruhun yaşamının kendine ait deneyimleri, acıları, mutlulukları, başarıları, sorunları vardır. Bazı gelişmiş ruhlar arayış içindedirler ve yaşamlarındaki deneyimlerinden sürekli bir sonuç çıkarmaya çalışırlar, hep daha iyiyi, daha mükemmeli ararlar. Mutasavvıflar, dünya hayatını gerçeğe —Allah’a —ulaşmak için yapılan bir ruh yolculuğu olarak görürler, bu yol da kişinin kendini tanımasından geçer. Aynı şekilde Zen Budizmi de kişinin gerçeğe ulaşması için kendini tanıması gerektiğini salık verir çünkü gerçek, kişinin kendi içindedir, öğretilemez ve anlatılamaz, bunun ortak bir yolu yoktur. Buna göre herkes kendini dinlemeli ve kendi yolunu kendi içinde bulmalıdır.

BİR DAĞCININ GÜNCESİ, sayfa 44
....................................

Her ne ararsan kendinde ara.
Hacı Bektaş—ı Veli

Bütün çabam, bütün uğraşım, hatta yaptığım her şey kendimi ve doğayı ve doğanın içindeki kendi yerimi anlamak ve öğrenmek için. Artık 40 yaşını geçtim. Özellikle doğa sporlarıyla yoğun olarak uğraştığım son 20 yılda dünyanın dört bir yanında bambaşka coğrafyalarda, birbirinden son derece farklı şartlar altında, bazen insanoğlunun tahammül edebileceği en aşırı uçlarda, bazen çok az kişiye nasip olan büyük başarı ve mutluluklarda, bazen büyük ihanetler ve haksızlıklarda, bazen de büyük acılara ve muazzam yıkımlara yol açan doğanın ezici gücü karşısında yaşadığım tecrübeler, yıllar içerisinde sıra dışı ve özgün bir birikim oluşturdu.

Tecrübeyi eksiksiz aktarmak ve doğrudan yansıtmak, çok bileşenli doğası gereği pek mümkün değildir, bunun farkındayım. Yine de bugüne dek yazdığım 6 kitapta ve çok sayıda makalede, parça parça da olsa elimden geldiği kadarıyla bu birikimimi paylaşmaya çalıştım.

Bu kez sizlere, daha derin ve daha analitik bakmaya çalışarak yaşamı tamamen bir kişisel gelişim ve kişisel büyüme süreci olarak ele aldığım, kendi kişisel gelişim ve büyüme sürecimi adım adım izleyerek çözümlediğim bu çalışmayı sunmak istedim. Hoşunuza gideceğini ve kendinizden de birçok şey bulacağınızı umuyorum.

KENDİ YAŞAMINIZIN ÖNCÜSÜ OLUN

Kendi yaşamının öncüsü olmak demek, kendi yaşamının lideri olmak demektir. Bugünün sonuçlarının yarının sebepleri olduğunun farkında olmak demektir. Yarının sebeplerinin de bir sonraki günün sonuçlarına dönüşeceğini bilmektir. Gelecek kendi kendine gelen bir şeydir ama nasıl geleceği bizim bugünümüze, bugünkü tercihlerimize ve seçimlerimize bağlıdır. Kendi yaşamının öncülüğünü, bir diğer deyişle liderliğini üstlenebilenler, geleceklerini, kendi beklentileri ve ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek için bugünden planlar, stratejiler ve hamleler yaparlar. Diğer bir deyişle, geleceklerini kendileri yaratırlar. Geleceği tahmin etme dönemi artık sona ermiştir, bundan sonra geleceği yaratma rekabeti vardır. Bu anlamda kendi yaşamının öncülüğünü, liderliğini üstlenebilenler, diğerlerine karşı muazzam bir rekabet avantajına sahip olacaklardır. Bu proaktif duruşu gösteremeyenler ise diğerlerinin gerisinde kalacaklardır ve ne yazık ki yaşamlarının potansiyelini heba edeceklerdir.

Hayat bana dağcılıkta, sivil toplum çalışmalarında, afetler ve acil durumlara müdahalede ve bu konular hakkında toplum bilinçlendirme çalışmalarında, benim gibi düşünen dostlarımla birlikte öncülük, ufuk açıcılık ve yol göstericilik sorumlulukları da verdi. Büyük bir onurla kabul ettim ve kabul ettik. Öncülük beraberinde liderliği getirdi, gönüllülük ve karşılıksız yardımseverlik ise örgütlenmenin gücünü ve gerçek vatan ve insan sevgisinin kutsallığını öğretti. Dağcılık zaten ekip olmayı, birlikte hareket etmenin sinerjisini, ip arkadaşlığını, riskli süreçlerdeki gerçek dostluğu, zorluklar ve tehlerle omuz omuza mücadele etmeyi, güvenmeyi ve güvenilir olmayı, planlamayı ve hazırlıklı olmayı, özveriyi ve fedakârlığı çoktan hücrelerime kadar işlemişti bile. İyi bir liderin, önce iyi bir takım oyuncusu olması gerektiğini daha üniversite yıllarında kavramıştım. Öğrendiklerimin çoğunu yaparak, yaşayarak, deneyerek, bazen de mücadele ederek, zorlayarak ve bedellerini ödeyerek öğrendim. Benim için bütün bunları değerli kılan ve başkalarıyla paylaşılması gerektiğini düşündüren de aslında budur.

Zor bir şeyin ilk kez yapılması ile onuncu kez veya yüzüncü kez yapılması arasındaki asıl fark zorlukların psikolojik tarafında, algılanma biçiminde hissedilir. Everest’e tırmanmak, gelişen teknolojiye, artan yüksek irtifa fizyolojisi birikimi ve antrenman bilgisine ve ticari tırmanışlar ortamının sağladığı tüm güvenlik çemberi ve kolaylaştırıcı etkilerine rağmen, her zaman fiziksel ve teknik olarak belirli zorluklar içerecektir. Gelecekte de her dağcı, bu zorluklarla kendi başına karşı karşıya gelmek ve onları gereğince aşmak durumunda olacaktır. Ancak onu ilk kez başarmak, insanoğlunun sahip olduğu yeteneklerle yapılıp yapılamayacağının belirsizliğinden gelen, aşılması çok zor olan psikolojik sınırlarla da başa çıkabilme iradesini gerektirir. Çoğumuz iyi ve güvenilir kılavuzların yol göstericiliği ve desteğiyle büyük mesafeler kat edebiliriz, ama zor ve değerli konularda ilkleri başarmak ancak bazılarımız için mümkündür.

Bir şeyde en iyi olmak büyük başarıdır ama ilk olmak daha değerlidir. En’ler eninde sonunda aşılır ve gün gelir yeni bir en ortaya çıkar; oysa ilkler sonsuza dek sahibine ait kalırlar. Bu yüzden Edmund Hillary, Tenzing Norgay ve Reinhold Messner gibi isimler, dağcılık tarihine altın harflerle yazılmıştır.

....................................

Allah’a şükür sağ salim çıkıp indim, doğrusu bu onuru gerçekten istiyordum, önümüzdeki yıllarda Khan—Tengri’ye pek çok Türk dağcısı çıkacak, ancak ona ilk tırmanan Türk dağcısı olma ünvanı hep benim olacak.

BİR DAĞCININ GÜNCESİ, sayfa 79
....................................

1995 yılında, Everest Dağı’na tırmanmayı başaran ilk Türk ve dünyadaki ilk Müslüman dağcı oluncaya dek, 8000 metreden yüksek dağları hedef olarak görmek, Türk dağcıları için ulaşılması uzak bir hayaldi. Ben bu tırmanışı başarıyla tamamlayınca bu hayal hepimiz için gerçek oldu. Daha önce belirsizlikler ve bilinmezlerle dolu olduğu için gizemli ve ürkütücü görünen bu hedef, iyi hazırlanmak koşuluyla ulaşılabilir hale geldi. Bizden biri başarabildiyse başkaları da başarabilirdi. Yıllar içerisinde Türkiye’den başka dağcılar da 8000 metrelik dağları kendilerine hedef olarak seçmeye başladılar. Everest Dağı’na ikinci Türk tırmanışı bundan 6 yıl, ilk Türk ekibi tırmanışı ise 11 yıl sonra yapıldı. Bugün Everest’e tırmanmayı başarmış, içlerinde kadınlar da olmak üzere 15 dağcımız var Türkiye’de. Tırmanışlarımda ilk olmanın ötesinde, Türk dağcılığına ve sporuna yaptığım en büyük hizmet, Everest gibi, K2 gibi, Pobeda gibi üst düzey tırmanışların da, Türk dağcılar tarafından yapılabileceğini göstermiş olmamdır.

Tenzing Norgay’la birlikte, 1953 yılında Everest Dağı’na tırmanmayı başaran ilk dağcı Edmund Hillary, EVEREST’TE İLK TÜRK adlı kitabımın önsözüne şunları yazmıştı:

Sevgili Enis Batur,
Lütfen, Bay Nasuh Mahruki’ye, Everest’in zirvesine erişen ilk Türk olması nedeniyle, en içten tebriklerimi iletebilir misiniz. Bu, kuşkusuz onun, korkunç Tien Shan ve Pamir dağlarının en yüksek beş zirvesine tırmanan ilk Türk olmayı da içeren, geçmişteki enerji dolu dağcılık çabalarının hak edilmiş bir ödülü oldu.

Eminim ki, Bay Mahruki’nin tırmanışının öyküsü, bugünün
modern dağcısının, mükemmel donanımı ve gelişmiş tekniği ile,
hava koşullarına ve kaçınılmaz teknik zorluklara meydan
okuyarak zirveye başarıyla erişmesinin etkileyici öyküsü
olacaktır. Bir kez daha tebrikler Bay Mahruki!
Sir Edmund Hillary


Hayat bana ülkemde birçok ilke imza attırdı, bazılarında hâlâ tek olma onurunu verdi. İlk olmak, beraberinde ona layık olmak ve öğrendiklerini paylaşmak sorumluluğunu da getirir, bunu hiçbir zaman aklımdan çıkarmadım.

Çünkü;

Öncü olmanın sorumluluğu vardır.


1995 yılında Everest Dağı’nın ilk Türk tırmanışını gerçekleştirdikten sonra yavaş yavaş kişisel gelişim, kendini tanımak, hedef odaklı olmak, kararlılık, risk yönetimi, motivasyon gibi konuları da kapsayan, takım çalışması ve liderlik konularında söyleşiler yapmaya başladım. Bu söyleşiler kısa sürede ZİRVEYE DOĞRU adını verdiğim seminerlere dönüştü ve giderek kendini geliştirdi; her seminerimin sonundaki etkileşimli soru—cevap bölümlerinde benim de yaşadığım öğrenme süreçleriyle birlikte giderek zenginleşti, bugünkü halini aldı ve bu kitabı oluşturdu. İleride yine yeni deneyimler ve paylaşımlarla, daha iyi ve daha doğru bir noktaya ulaşacağına eminim. Öznel yaşam deneyimlerimi paylaştığım, tamamen yaşam odaklı bu sürecin kendisi de, tıpkı yeni şeyler öğrenen bir insan gibi sürekli uyum, değişim ve gelişim süreçleri yaşamaya benimle birlikte devam edecek. Bence işin güzel tarafı da bu.

Ama en güzeli paylaşmaktır...


ÖĞRENDİKLERİNİZİ PAYLAŞIN

Başından beri, hayatın bana sunduğu çok özel bir ayrıcalık olarak değerlendirdiğim yaşadıklarımı, deneyimlerimi ve öğrendiklerimi hep başkalarıyla da paylaşmaya, böylece benden sonrakilerin benden birkaç adım önde başlamalarına yardımcı olmaya çalıştım. Benim böyle bir fırsatım ve şansım hiç olmadı. Hep deneyerek, belirsizlikler ve bilinmezlerle dolu yollara, çoğu zaman da tek başıma girip çıkarak, yüksek riskler üstlenerek ama şükürler olsun, az hata yaparak öğrendim. Öncü olmanın tüm saygınlığı ve onurunun yanı sıra, zamanının önünde olmanın getirdiği böylesi bir zorluğu da vardır ve aslında tüm değeri de buradan gelir.

Yaşam paylaşıldıkça zenginleşir ve kendini çoğaltır. Yaşam gerçek değerini ancak paylaşılırsa bulur. Gereği gibi paylaşılmamış bütün sıra dışı yapmalar ve yaşamalar bence biraz eksiktir.

Yapmak, yaşamak bir değerse, paylaşmak da sürecin tamamlayıcısıdır.

24 yaşında, ilk yüksek irtifa tırmanış denememi başarıyla tamamladıktan hemen sonraki duygularımı günlüğüme şu şekilde not etmiştim:

....................................

Şu anda Khan Tengri’nin duvarının dibinde, 4200 kampında, uyku tulumumun içinde, sıcak çayımı içip, kurabiye yiyorum. Ve dün 7010 metrelik bu olağanüstü güzel dev piramitle dost olduk. İşte bunun adı ”self actualization” kendi kendine mutlu olma, yetme, yaptığı işten tatmin olma, özbeğeni ve bütün bunların ötesinde kendini gerçekleştirme. 3 —4 aydır düşüncelerimdeydi Khan Tengri, mezun olup buraya gelecektim ve başardım. Kendime, daha önceki yaptıklarımdan daha iyisini yapabileceğimi ispat ettim, bir adım daha ileriye ulaştım.

Çok yorgunum, ayaklarım acıyor, dört gündür dişlerimi fırçalamadım, banyo yapmayalı on günü geçti, ama mutluyum, yağmurdan sonra toprağın kokusu, ciğerlerimi dolduran sabahın serinliği, denizi seyretmek, güzel bir kitabı bitirmek gibi, paylaşmaya ihtiyaç duymadan, içten içe de yaşanan bir mutluluk, bunları sevdiklerimle paylaşınca bir kat daha artacak bir mutluluk.


BİR DAĞCININ GÜNCESİ, sayfa 80 —81
....................................

Her tırmandığım dağa ve her çıktığım yolculuğa günlüğümü, fotoğraf makinemi ve video kameramı da yanımda götürdüm. Yaşadıklarımın kayıt altına alınması gerektiğine baştan inandığım için, sürece eklediği zahmeti, zorlukları, tehleri sorgulamadım bile. Döndüğümde de yaşadıklarımı elimden geldiği kadarıyla yazarak, anlatarak, sergiler açarak, belgeseller hazırlayarak paylaşmaya çalıştım. Üniversitelerde, liselerde, çok çeşitli seviyelerde çeşitli kurumlarda sayısız seminer verdim, söyleşilere katıldım.

Bugüne dek çok sayıda makale ve elinizde tuttuğunuz bu kitapla birlikte 7 kitap yazdım. İlk kitabımı 24 yaşında yazmış ve müthiş bir doygunluk ve mutluluk yaşamıştım. Kendime saygım, güvenim ve inancım bir kat daha artmıştı. Yazmaya, yazanlara ve kitaplara her zaman saygı duydum ve yazmayı, paylaşmanın en kalıcı ve en etkili yöntemlerinin başında görerek yazdıklarıma büyük özen gösterdim.

....................................

İnsanlara, dağcılığın yalnızca fiziksel bir tırmanma eylemi olmayıp aynı zamanda sosyal, kültürel, felsefi bir yolculuk olduğunu göstermek istiyorum. Bu yüzden gezdiğim yerleri, tırmandığım dağları, gördüğüm kültürleri ve yaşadığım deneyimleri paylaşmak için her türlü kaynağı kullanacağım. Eğer bir kişinin bile doğayla barışmasına yardımcı olabilirsem ne mutlu bana.

EVEREST’TE İLK TÜRK, sayfa 139
....................................

İlk 2 kitabımda, dağlara ve doğaya olan tutkum ve özlemimdi satırların arasındaki. 3. ve 4. kitaplarımda yaşamı, kültürleri ve dünyayı merak eden gezgin ruhum kendini gösterdi. 5. kitabım, bütün bunların yaşamdaki kurguları ve felsefesi üzerine yazdıklarımdan, yorumladıklarımdan oluştu. 6. kitabım, bir yandan hayatla, kendimle ve her şeyle yaptığım 40 yaş hesaplaşmam, öte yandan da vatanıma ve milletime olan koşulsuz sevgimin ve bağlılığımın vücut bulmasıydı. Bu kitabım ise, 15 —16 yıldır sayısız kuruma verdiğim liderlik, takım çalışması ve kişisel gelişim konularındaki seminerlerimden ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde verdiğim dersin notlarından ortaya çıktı. Bu son kitabımda, diğer 6 kitabımda çeşitli yerlerde daha önceden dile getirmiş olduğum kavramları ve duyguları yeniden kaleme almak yerine, doğrudan alıntılayarak kullanmayı tercih ettim. Bunun sebebi, yaşamda istikrarın, tutarlılığın ve doğruları biriktirmenin gücünü göstermek istememdir.

20 yaşında dağcılığa başlayan, 24 yaşında ilk kitabını kaleme alan Nasuh Mahruki’nin, kendisini, hayatı ve her şeyi sorgulayarak, yaşamı çeşitli açılardan deneyimleyerek, bazen de zorlayarak geleceğin Nasuh Mahruki’sini önce düşünceleriyle, hayalleriyle, inançlarıyla ve sonra da tercihleriyle, kararlarıyla ve eylemleriyle nasıl bir bütünlük içerisinde inşa ettiğini göstermek istedim.

Gelecekte kendinizi nerede görmek istiyorsanız, ilk önce ve en önce, bunu gerçekten ve içten, tüm ruhunuzla, her şeyinizle, her hücrenizle istemelisiniz.

BAŞARIYI İSTEYİN

Zirveye tırmanmanın ilk adımı, zirveye ulaşmayı istemektir. Ama öylesine istemek değil, gerçekten istemek; ruhumuzla, bedenimizle, yüreğimizle, aklımızla, tepeden tırnağa bizi biz yapan her şeyimizle istemektir. Ona ulaşma arzusu içimizde kor gibi yanmalı ve bizi hep hareket halinde tutmalı. İçten gelen böylesi güçlü ve gerçek bir istek, bu isteğimize ulaşmak için tüm gerekenleri de beraberinde hayatımıza çağırır. İnsan gerçekten istediği bir şeye ulaşmak için kendisini değiştirebilir. Hayatını, önceliklerini, zamanını, açıkçası her şeyini buna göre ayarlayabilir ve bunun için gerekli disiplin, cesaret, kararlılık, motivasyon gibi tüm özelliklerini ve yeteneklerini de hayatına çağırabilir. Tutkuyla isteyeceğimiz, onun için pek çok şeyi göze alabileceğimiz, uğruna şevkle çalışacağımız ve elde edinceye dek peşinden gidebileceğimiz hedeflerimiz olmalıdır. Böylesi heyecanlandıran hedefleri olursa, insan kendini bile aşar.

Unutmayın ki;

Nerede bir istek varsa, orada bir yol vardır.
Lobsang Rampa

Yapmanın ve başarmanın ilk adımı elbette ki bunu istemektir, ama burada önemli olan bizim için doğru olan şeylere istek duymaktır. Kendimiz için en iyisini istemek, kendimiz için en doğrusunu istemektir aslında. Bizim için doğru olan şeyler yapabileceğimiz, sınırlarımız ve olanaklarımız dahilinde olan, başardığımızda bizi mutlu edecek, gururlandıracak ve geliştirecek, büyütecek şeylerdir. Bizim için doğru istekler araba, yat, kat, şan, şöhret gibi egomuzu şişirecek şeyler değil, kişisel gelişimimizi yükseltecek, ruhumuzu besleyecek, yaşamdaki gerçek yerimize ulaşmamıza yardımcı olacak şeylerdir. Böyle bir şeye ulaşmak için gereken motivasyon, cesaret, kararlılık ve disiplinle birlikte, bütün bunlar için gerekli enerjiyi içimizde daha kolay buluruz. İnsan istediği, sevdiği şeyi yaparken işin zorlukları daha kolay gelir, daha çok keyif alır, dikkati, yaratıcılığı artar, daha çabuk dinlenir ve daha hızlı kendini toparlar. İnsan istediği şeyi daha kolay öğrenir ve daha başarılı olur. İçtenlikle istediğimiz bir şeyi elde etmenin mutluluğu ise çok daha derin, etkisi çok daha anlamlı olur.

Yaşamda bir şeyi içten ve derinden istemek, gerçekten istediğimiz bu şeyle aramızda bir aşk ilişkisi kurmak gibidir. Üzerimizdeki etkisi de öyle olur. Bu istek, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji kaynağına dönüşür, bizi hareketli, uyanık ve hep yolda tutar. Hem yolda olmak keyif verir, hem hedefe yaklaşmak. İnsanın derinden sevdiği ve istediği bir şeye ulaşması ise aşkın bir mutluluk yaşatır kişiye.

İnsan bir şeyi içtenlikle ve açık yüreklilikle, ona özel bir anlam ve değer yükleyerek isterse, o zaman kendi hayatını da yaşamın doğal akışı içerisinde bu hedefine ulaşacak şekilde düzenleyecektir. Yaşamın sonsuz olasılıkları ve fırsatları arasından kendisini hedefine en çok yaklaştıracak olanları görebilecektir. İstediği şeye ulaşmaya çalışırken karşılaşacağı tüm zorluklara kendisini baştan hazırlayabilecek ve zorluklar üstüne geldiğinde onlarla başa çıkabilecek inanca sahip olarak gereken iradeyi de gösterebilecektir. Doğru bir şeyi doğru olarak istemek, beraberinde gerekli tüm açılımları da hayatımıza çağıracaktır.

Başarılı olmayı her birimiz kendimize göre gerekçelerle isteyebiliriz. Ben bu yaşamda başarılı olmayı, kendime ve yaşama duyduğum saygıdan dolayı istedim ve bilinçli insanoğluna en yakışanın, sıradanlıkları aşmış, çalışarak ve üreterek gerçek değerine ulaşmayı başarmış faydalı bir yaşam olduğuna inandığım için arzu ettim. Aslında yaptıklarım ve yapmaya çalıştıklarımın hepsinin özünde, hatta bu kitabı kaleme almaya karar vermemde bile bu inanç ve önkabul var. Yaşamın hem öğrenerek, deneyimleyerek ve yaparak, insanın kendisini potansiyelinin sınırlarına kadar geliştirebileceği hem de diğerleri için de faydalı şeyler yapabileceği muhteşem bir oyun —sınav olduğunun farkına vardım. Bu oyun —sınavın en temel ve kutsal kuralının da, yaşamın bütüncüllüğü gereği insanların birlikte büyümesi ve gelişmesi gerektiği olduğuna inandım.

Yaşam baştan sona bir öğrenme oyunudur.

Yaşam oyununu iyi oynamak demek, deneyimlerle ve öğrenmelerle geliştirdiğimiz farkındalığımızla, yaşamın içinde yaşamı güzelleştirmek demektir. Oyunun keyfi ve heyecanı oyunu oynarken çıkar, yaşamın güzelliği de yaşarken. Sınavı iyi vermek ise, bir yandan yaşam oyununun güzelliklerini biriktirirken öte yandan da varlığımızın en üst potansiyelini ortaya çıkarmak ve kendi Everest’lerimize tırmanarak kendimizi gerçekleştirmektir.

Herkes bu yaşamda bir şeyler başarmak ister. Herkes dünyaya izini bırakmak ister. Her can bilinmek ister. Ancak bunu elde etmek için yeteri kadar gayret etmesi gerektiğini unutur. İster ama arkasından koşacak inancı ve enerjiyi gösteremez. Bir—iki denemeden sonra işler umduğu gibi gitmezse hayata karşı yılgınlık gösterir, daha azıyla idare etmeye çalışır, küçük düşünür. Kendi potansiyelinin altında kalır ve yaşamına, kendine bence yazık eder. Oysa yaşamın olağanüstü fırsatlarının ve azı çok, iyiyi çok iyi hatta mükemmel yapabilme ve kötüyü iyileştirebilme mucizelerinin farkında olanlar, yaşamlarında hak ettiklerine inandıkları yeri gerçekten de hak etmeleri gerektiğini bilirler. Oraya ancak başararak ulaşılacağının farkındadırlar ve öyle yaparlar...

Başarılı olmak bir ihtiyaçtır.

Başarı ihtiyacı, güçlükleri yenmek, gücünü denemek, zor olan bir şeyi mümkün olan en kısa sürede ve en iyi biçimde yapmaya gayret etme isteği olarak tanımlanır. İnsanların yaşam içinde tutum ve davranışlarındaki temel duyguları ve motivasyonları anlamaya çalışan araştırmacılar, bu yönelimlere göre birtakım sınıflandırmalar yapmışlar. En basit temel fiziksel ihtiyaçlardan en üst kendini gerçekleştirmeye ve yaşamda koyduğumuz hedeflere ulaşmaya kadar geniş bir aralıkta bu ihtiyaçları tanımlamışlar.

....................................

Bu güdülerin en sonunda yer alan özbeğeni ve kendini gerçekleştirme, dağcılığın ve seyircisi olmayan diğer doğa sporlarının, bazılarını dayanılmaz bir istekle kendine çekmesini sağlayan yüksek ihtiyaçlardır. Bu insanlar artık başkalarının takdirine gereksinim duymayı çoktan aşmışlardır, onların tatmin etmesi gereken şey kendi öz ruhlarıdır ve bu, ancak daha iyiye, daha ileriye doğru olabilir. Eğer tatmin etmeniz, bir şeyler ispat etmeniz gereken şey kendi ruhunuzsa işiniz çok zor, çünkü kendinizi kandıramazsınız, mutlu olmak için gerçekten daha iyi olmak zorundasınız.

BİR DAĞCININ GÜNCESİ, sayfa 51
....................................

Farklı şekillerde tanımlansa da, bu yönelimlerin en üstünde de başarılı olmak, kendini gerçekleştirmek, hayatta kendi koyduğu hedeflere ulaşmak, daha iyisini —en iyisini yapmak, bir başka deyişle, kişinin kendi potansiyeline ulaşması yer alır.
Kendi seviyemizin sınavını yaşamımızda başarıyla geçmek, tersi durumun sonuçlarına katlanmaktan kurtulmamızı sağlar. Bunun için de hem iyi bir oyuncu hem de iyi bir öğrenci olmak gerekir. Yaşam oyununu iyi kavrayan ve doğru yerde doğru hamleler yapabilen, doğruları seçebilen ve doğru şeyler isteyen biri, içindeki sürekli öğrenen ve kendini geliştiren öğrenciyle bir gün kendini gerçekleştirmeyi hedefler ve çoğu kendine, birazı da çevreye bağlı birtakım gelişmelere göre büyük olasılıkla bunda da başarılı olur. Bu müthiş yolculukta, yaşamı çeşitli açılardan deneyimleyebilmek çok besleyici ve çok yaratıcıdır.


ÇOK YÖNLÜ OLUN

Hayatın karmaşık yapısı içinde başarılı olabilmek için onu bütünüyle kucaklamanız gerekir. Kendinizi yeteneklerinize uygun alanlarda geliştirmeli, rekabet avantajına sahip olduğunuz alanda veya alanlarda uzmanlaşmalısınız ve aynı zamanda da çok yönlü olmalısınız. Hem yaptığınız işi çok iyi yapmalısınız hem de hayatın çeşitli alanlarını da tanımalısınız. İş yaşamınızın dışında da çeşitli konulara hâkim olmalı ve yaşamınızı zenginleştirecek hobilere ve ilgi alanlarına sahip olmalısınız. Aynı zamanda dünyanın gidişatını takip edebilecek kadar da olan bitenin farkında ve onun içinde olmalısınız.

Farklı ilgi alanlarını kendi bünyesinde birleştirebilenler, hayatın sonsuz etkileşimli doğasında daha ileriye giderler. Eğitim, ekonomi, kültür, sağlık, spor, sosyal yaşam, aile, vb. tüm alanlar, birbirlerine de doğrudan ya da dolaylı etki ederler. Bu etkileşimi bizim için verimli kılabilmek çok yönlülük gerektirir. Bugün iş dünyasında bile çok yönlülük tercih edilme sebebidir.

Başarıdan ne anladığımızı da ortaya iyi koymak gerekir. Gerçek başarı, hayatın sadece bir yüzünde hedeflerimize ulaşmak değildir elbette. Hayatta gerçek başarı için, kariyer hedeflerinde başarıyı yakalayan bu profili eğitim, iş, aile, sosyal yaşam, sosyal sorumluluk ve bedensel, zihinsel, ruhsal hayatımızın tüm alanlarına dengeli ve uyumlu bir şekilde yansıtmamız gerekir. Yaşamımızda bütünlüğe ulaşmamız ve gerçek bir başarıdan söz edebilmemiz için, hayatın her alanında kendi Everest’lerimize tırmanmayı başarmamız gerekir.

Başarılı insan, hayatın her alanında kendi değerini ortaya çıkarmayı başarmış insandır.

....................................

Dağlarda, doğada Tanrıyı arayan Nasuh’la, sosyal hayatta erdemi, en üstün iyiyi arayan Nasuh ancak birlikte ilerlerse mutluluğu yakalayabiliyorum. Yalnızca birinin başarısı beni asla tatmin etmeyecek. Hiçbir zaman birinden kurtulup, yaşamımı öteki ile sürdürmeyi istemedim. Yalnızca çok iyi bir dağcı olmak bana yetmeyeceği gibi, yalnızca ekonomik ve sosyal hayatta başarılı bir insan olmak da yetmeyecek. Her zaman yaşamımın çok boyutlu, üretkenliğimin çok çeşitli olmasını istedim.

BİR HAYALİN PEŞİNDE, sayfa 20
....................................

Kendini gerçekleştirmek, insanın kendi içindeki bütünlüğe ulaşarak özüne varması ve bu farkındalıkla gerçek değerini ortaya çıkarmasıdır, içindeki gizli potansiyelini gerçek performansa dönüştürmesidir. Ve bunu da ancak kendi içimizden gelen o sesi izlersek başarabiliriz.


KENDİ YOLUNUZU İZLEYİN

Yaşamda gerçek değerimize, ulaştığımız başarılarla yaklaşırız. Başarı güdüsünün en önemli özelliği ve üstünlüğü büyük oranda içten gelen bir motivasyonla ortaya çıkmasıdır. Bu içten gelen yüksek istek ve buna bağlı kişisel özveri, azim, gayret, fedakârlık gibi değerler ise başarılı olmak için gereken sürekli ve sürdürülebilir itici gücü oluştururlar. En güçlü kaynağını kendi içinde bulan bu tür bir motivasyon, karşısında hiçbir engel tanımayan kendini adamayı ve idealizmi de beraberinde getirir. İçsel motivasyon en değerli olanıdır ve ancak kendi yolunuzu izlerseniz ortaya çıkar.

....................................

Doğu bilgeliğinin felsefi ve dini gelenekleri çok açık ve net olan ve pek çok yerde kullanılabilen bir kavram üretmiş; Patika —yol. Bu patika birtakım ahlaki değerlere göre kurulan belirli bir yaşam biçimini ve diyet, meditasyon, nefes alma teknikleri, savaş sanatları gibi günlük hayatın çeşitli alanlarına uyarlanan birtakım teknik uygulamaların oluşturduğu bir sistemdir. Bu patikanın kurallarına uygun yaşamak kişiyi daha üst düzeyde bir erdem anlayışına ulaştırır ya da kararlı keşişlerde ve yogilerde olduğu gibi insanoğlunun kendi iç dünyasına ve çevresindeki dünyaya derinlemesine ulaşmasını sağlar.
Bu düşünceden hareket eden, Polonya’nın son 20 yıla damgasını vurmuş dağcılarından Voytek Kurtyka, dağcılığın, sahip olduğu olağanüstü özelliklerden dolayı, insanın fiziksel ve ruhsal gelişmesini getirdiğini söylüyor ve buna ”Dağın Yolu” adını veriyor. Bu yol, insanı günlük hayatın küçük, anlamsız, değersiz çatışmalarından temizliyor, arındırıyor.
Son 10 —12 yıldır, bu yolu ben de kendime oldukça yakın buluyorum. ”Dağın Yolu” sayesinde belki de başka türlü hiçbir zaman öğrenemeyeceğim (ya da çok daha zor öğrenebileceğim) çok şey öğrendim. Bunu daha ne kadar sürdüreceğimi kestiremiyorum, ancak dağlardan öğreneceğim şeyler olduğu sürece tırmanmaya devam edeceğim.
Gerçekte bu insanları —bizleri —dağlara tırmandıran, oradan oraya savuran şey, derin bir yaşama arzusudur; dolu dolu, soluk soluğa, özgürce, sonuna kadar yoğun, tutkulu ve güçlü bir yaşama arzusu. Nietzsche’nin dediği gibi belki de, ”Yaşamdaki en üretken tecrübeleri bilmenin ve en derin zevkleri tatmanın sırrı tehli yaşamaktır.”
Elbette ki, dağlara tırmanmanın salt amacı riske girmek, teh duygusunu yaşamak olarak nitelendirilemez. Burada hedef; yaşam tecrübesini derinleştirmek ve zenginleştirmektir de. Aynı şekilde yalnızca adrenalini yükseltmek ya da spor yapmış olmak da değildir; kişinin kendi içine ve çevresine farklı açılardan bakabilmesidir.


YERYÜZÜ GÜNCESİ, sayfa 122
....................................

Kendimizi gerçekleştirmenin ve yaşamda kendimizi başarılı kılmanın yolu kendi seçtiğimiz, kendi istediğimiz hedeflere ulaşabilmektir. Elbette ki başkalarının koyduğu veya çevrenizin dayattığı başarı kıstaslarına göre de başarıyı hedefleyebilirsiniz hatta bunlarda başarılı da olabilirsiniz. Ama bu, başkalarının hayallerini gerçekleştirmekten daha anlamlı bir sonuç ortaya çıkarmaz. Elde yine başarı, yine gerçekleşen hayaller olur ama sizinkiler olmaz ve bir şeyler hep eksik kalır hayatınızda.

İşte bu nedenle;

Yaşamda gerçek başarı, kendi koyduğumuz hedeflere ulaşmaktır.

Kendi değerimizi yükselteceğine inandığımız için seçtiğimiz kendi Everest’imize tırmanmayı başardığımızda, kendi potansiyelimizin de doruğuna ulaşarak hem arzu ettiğimiz başarıya ulaşıyoruz hem de kendi koyduğumuz hedefte kendimizi gerçekleştiriyoruz.

....................................

Örneğin dağcılık, izleyicisi olmayan bir spordur. Dağcı, bir zirveye ulaştığında kimseden tebrik almayı, övgü almayı beklemez —önce sağ salim aşağı inmelidir. O, kendi özbenliğine ispat etmiştir kendisini, onun mutluluğu, kendisinin daha iyisini yaptığını, başardığını görmektir. O, bir gün önceki kendisini aşmıştır ve bu kendine saygı duyma, takdir etme eylemi, diğer bütün insanların övgülerinin ve takdirlerinin üzerindedir.

BİR DAĞCININ GÜNCESİ, sayfa 51
....................................

Başarı güdüsü yüksek insanlar başarıyı, beceri ve gayret gibi iç etmenlerle görürken, başarı güdüsü düşük olanlar, başarısızlık nedenlerini o işi yapmanın imkânsızlığına ve dış şartların zorluğuna bağlayarak sorumluluğu üzerlerinden atmaya ve kendilerini rahatlatmaya çalışır. Bu ikinci yaklaşımın, sorunu görmezden gelmenin getirdiği sahte bir rahatlamanın dışında, elbette ki kişiye hiçbir pratik faydası olmaz.

Unutmamalıyız ki;

Hiçbir gerçek başarı kolay elde edilmez; başarıyı arzulayan, zorluklarına da hazır olmalıdır.

Aslında başarma, başarılı olma güdüsü ama az ama çok hepimizin içinde var çünkü hepimizin kendine göre hedefleri, hayalleri, umutları var. Hepimiz hayatın güzelliklerine mümkün olduğu kadar yaklaşmak ve hayatın bize sunabileceklerinden en iyi şekilde faydalanmak istiyoruz. Bunlara ulaşmak için elimizden geleni yapıyoruz veya yapmaya çalışıyoruz, kimimiz daha gayretli kimimiz daha az. Her şeyden önce bu gayreti çoğaltmamız ve hedeflerimize göre düzenlememiz gerektiğini kavramalıyız. İçimizden gelen bu itici güçten beslenen enerji eğer doğru terbiye edilir, doğru yönlendirilir ve doğru kullanılırsa sonsuz bir kaynağa dönüştüğü görülecektir. Güçlerinin asıl kaynağının kendi içlerinde olduğunu anlayan insanlar, dışarıdan daha az şeye ihtiyaç duyarak yaşamda büyük işler başarabilirler. Bu güç, yaşama karşı ne denli tutkulu olduğumuza bağlıdır.


TUTKULARINIZIN PEŞİNDEN GİDİN

Tutku, vizyonu eyleme dönüştüren enerjidir, bize hayallerimizin peşinde koşacak gerekli gücü verir. Yaptığımız şeye dair duygularımız ne kadar güçlüyse ve yaptığımızın bizim için doğru olduğuna ne kadar yürekten inanıyorsak, tutkumuz da o kadar güçlü olur. Hayatın zorlukları karşısında hayallerinin peşinden koşacak ve onu gerçeğe dönüştürecek gücü ve enerjiyi kendilerinde bulamadıklarını düşünenler, her şey bir yana, kendi içlerine dönüp arzularının ve tutkularının derinliğine bakmalıdır ve sorunu da, çözümü de burada aramalıdır.

Çünkü;

Başarılı olmak, bir tutku ve inanç meselesidir.

Tutku, yaşama tutulmak, âşık olmak demektir. Yaşamı hep daha fazla kucaklamak istemektir. Tutku, insanı içten harekete geçiren bir enerjidir ve bizi hedefimize yaklaştıracak tüm olumlu duyguları da beraberinde getirir, olumsuz duyguları ise bizden uzak tutar.

Hayallerimizin gerçeğe dönüşmesindeki en önemli itici gücümüz olan tutkunun ödülü, biraz da kendisidir. Tutkulu bir insan olmak, hayatın fırsatlarına daha açık olmamızı ve her şeye daha olumlu ve yapıcı bakmamızı sağlar. Tutku hareket kabiliyetimizi artırır, bize büyük bir mücadele gücü verir ve bu sayede sınırlarımızı da geliştirir.

Tutku içten gelir, eylem yalnızca onun dışa vurumudur.

Yaşamı dolu dolu yaşayabilmek için bilinçli olarak seçtiğim yollar, fiziksel ve ruhsal pek çok büyük ve zorlu hatta bazen de çok tehli mücadeleyi de beraberinde getirdi. Her seferinde daha iyisini de yapabileceğime, daha fazlasını da kaldırabileceğime inancım tamdı. Bu tutku ve inanç en zor, en tehli zamanlarda bile en güçlü dayanağım oldu. Aştığım her zorlukta, geçtiğim her engelde, elde ettiğim her başarıda yaşadığımı, var olduğumu, iz bıraktığımı, ben olduğumu hissederek ilerledim.

İnsanın idrak etme gücü ile elde etme yeteneği arasında, ancak tutkuyla birleştirilebilen bir aralık vardır.
Halil Cibran

Riskli sporlar sayesinde öğrendiğim veya fark ettiğim ve bu kitap boyunca sizlerle paylaşmaya çalışacağım sonuçları, aslında konu ile ilgili kitaplarda benzeri şekillerde bulabilirsiniz. Burada ilginç olan; takım çalışması gerektiren, dayanıklılık, kararlılık, disiplin, yüksek konsantrasyon ve içerdiği yüksek risk faktörü nedeniyle de risk yönetimi ve kritik süreçlerde karar verme becerileri isteyen bir sporda, başarılı olmak için ihtiyaç duyacağımız her şeyin, iş hayatında, kendimize seçtiğimiz herhangi bir kariyerde, hatta gündelik hayatımızda başarılı olmak için ihtiyaç duyacağımız özelliklerle büyük bir paralellik göstermesidir.

Başarının yolları, yaşamın her alanında birbirine benzer.


DOĞRU ADIMLAR ATIN

Kendimizi geliştirmek için hangi disiplini, hangi alanı, hangi konuyu seçersek seçelim; başarıya ulaşmak için hayatı doğru açılardan görebilmeli ve hayatla ilişkimizi doğru ve sağlıklı kurabilmeliyiz. Başarının formülü yetenek + hazırlıktır ve başarı bunları en verimli şekilde kullanarak sürekli ve düzenli avantaj biriktirerek elde edilir. Başarılı olmak isteyen kişinin algı ve düşüncelerinin doğru kaynaklardan beslenmesi, tercih ve eylemlerinin de doğru yolları izlemesi gerekir. Bizi hedefimize ulaştırması için seçeceğimiz yol ve yöntemler hem ekonomik hem verimli hem de sürdürülebilir olmalıdır.

Yaşamdaki artılarımızı ve doğrularımızı geliştirebilmeli, çoğaltabilmeli ve bunu sürekli olarak yapabilmeliyiz. Yaşam içindeki değerlerini ortaya çıkarmayı başarmış insanların, ne kadar farklı kişilikleri ve hayat öyküleri olsa da, başarıya giden yollarında büyük benzerlikler vardır. Yaşamda başarıya ulaşmanın, başarılı olmanın, hepimizin öğrenebileceği belirli kuralları vardır. Unutmamalıyız ki yaşadığımız bu sebepler ve sonuçlar dünyasında, sebepleri bilirsek sonuçları öngörebiliriz ve sebepleri değiştirerek sonuçları değiştirebiliriz.

Başarının temel kuralı, doğru yaklaşım ve doğru yöntemlerin kullanılmasıdır.

İşte bu kitapta sizlere, yıllarca çok farklı coğrafyalarda, çok farklı şartlar altında, hatta bazen çok tehli süreçlerde deneyimleyerek ve yaşayarak öğrendiğim, yaşamda bizi hedeflerimize yaklaştıracak yaklaşım ve yöntemlerden söz edeceğim. Bu yaklaşım ve yöntemler, özünde başarılı olmak ve hedeflerimize ulaşabilmek için yaşam içinde izlediğimiz düşünce biçimleri ve düşünme yollarından oluşuyor. Belirli bir amaca ulaşmayı hedefleyen bu düşünce biçimleri ve yolları da, davranışlarımızda olumlu ve gerekli değişiklikler yapabilmemizi sağlıyor. Yaşamın karmaşık dinamikleri ve fırsatları arasında bunları ne kadar doğru ve verimli kullanabilirsek, bizi o kadar ileriye götürüyor. Bence esas olan, kendi farkındalığımızla zenginleşen, başarıya odaklı bu düşünce yapısını kavrayabilmek ve tüm becerilerimizi kullanarak yaşamda fark yaratabilmeye çalışmaktır.

Yaşam içinde hak ettiğimiz yere ulaşabilmek için, kendimizi ve yapabileceklerimizi çok iyi tanımalıyız. Bunun en doğru yolu, kendimizi diğerleriyle kıyaslamak ve çeşitli hedeflerle sınamaktır. Çağdaş dünya, bireyleri belli rol ve sorumluluklar için değerlendirirken; ırk, cinsiyet, etnik yapı gibi değiştiremediğimiz özellikleri kullanmaz. Bunların yerine, sınavla kanıtlanmış meziyetleri ve üstlendiğimiz çeşitli rol ve sorumluluklardaki performans ve beceri gibi ölçülebilir ve kıyaslanabilir başarı göstergelerini kullanır. Bu sayede de nesnelliklerini koruyabilirler.

Unutmayın ki;

Ölçemediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz.

Buna kendi hayatımız da dahildir. Hedefimizle aramızdaki mesafeyi azaltabilmek için değişim ve gelişimimizi düzenli olarak takip edebilmeliyiz. Bütün yeteneklerimizi hedefimize odaklayabilmeli ve kararlılıkla yolumuzda ilerleyebilmeliyiz. Yaşamımızda bütünlüğe ulaşarak, gerçek değerimizi ortaya çıkarmak, hepimizin öğrenebileceği belirli beceriler, belli bir algı, belli adımlar ve belli bir duruş gerektirir. Bu süreçte, sağlıklı bir değerlendirme yapabilmemize olanak veren doğru referans noktalarına sahip olmak çok faydalıdır.

Dağcılıkta kendime güvenimin ve başarılarımın hızlandığı dönem, ciddi bir spor disiplini ve ahlakı, yüksek bir yetenek ve profesyonel bir yaklaşımla dağcılık sporunu yapan Rus dağcılarla kendimi kıyaslama imkânı bulduğum, 7000 metrelik tırmanışları yaptığım dönemdir. Güçlü Rus dağcılarla birbirinden zorlu dağlara tırmanırken, kendi yeteneklerimin ve bu spordaki potansiyel yerimin de farkına varmaya başlamıştım. Bundan hem çok heyecanlanmış hem de büyük keyif almıştım ve adımlarımı da bu farkındalıkla atmıştım.

Zirveye Doğru başlığı altında yıllardır verdiğim seminerlerimin ve bu konuyu Kendi Everest’inize Tırmanın adıyla kitaplaştırmamın amacı, kendi başarı yolumu anlatarak, başkalarının kendi zirvelerine tırmanma ve kendi başarı öykülerini yazma yolculuklarında, onlara bir nebze olsun yol gösterebilmek ve onları cesaretlendirebilmektir.

Bu konuyu bir kitap haline dönüştürme fikri uzun zamandır aklımdaydı. Benzer konularda elbette ki çok sayıda, hem de oldukça nitelikli kaynaklar mevcut. Bu kadar kaynak bolluğu olan bir konuda, bu tür bir çalışmaya girişmemin sebebi; bilineni tekrar etmek değil, bambaşka bir yerden ve bambaşka bir açıdan bakınca bile, zirvelere oynamanın ve daha önemlisi orada kalmayı başarmanın, hayatın her alanında belirli kuralları olduğunu sizlere gösterebilmeyi istememdir.

Bu kitabı hazırlarken bu tür birçok kaynaktan ben de yararlandım, özellikle teorik açılımı iyi kurgulanmış bazı ifadeleri doğrudan alıntılayarak konuların içine ekledim. Bunlara ekleyebilecek pek bir şeyim olduğunu düşünmüyorum; iyi fikirler her zaman değerlidir. Ama söyleyeceklerimin hepsini bu beden, bu ruh, bu can bilfiil yaşadı; her şeyi kendi seçimleriyle isteyerek, kendi kararlarıyla yaşayarak ve bedellerini ödeyerek öğrendi. Bence bu kitabı, benzer konularda yazılmış diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü yapan değil ama, ayıran en önemli fark bu olacak.

Çünkü;

Yolu bilmek ile yolu yürümek arasında çok fark vardır.

Kişisel gelişim, hedef odaklılık, risk yönetimi, motivasyon, takım çalışması ve liderlik gibi hayatın içindeki pratik süreçlerle doğrudan ilişkili konuları, işin teorisine ve bilimine hâkim uzmanların anlatmasıyla, bütün söylediklerini, kendi farkındalığıyla birlikte öğrenirken yaşamış, yaşarken öğrenmiş bir insanın anlatması farklı olacaktır. Bu farkın yorumunu siz değerli okuyuculara bırakıyorum.

Keyifli okumalar dilerim...

Mayıs 2010




Tanıtım Klibi
Kitaptan Kareler
Başarını yol haritası - 64 Adım
Paylaş
facebook’ta paylaş twitter’da paylaş FriendFeed'de
Paylaş
Duyurular
Hediyemiz
Kitapla ek olarak verilecek 2 adet poster
1) Başarı ve Mutluluğun Yol Haritası
2) Başarı ve Mutluluğun Zihin Haritası
 
 
Bugün : 27  -  Toplam : 328595   IP :  54.162.19.123
nasuh@nasuhmahruki.com Copyright © | Tüm Hakları saklıdır. CMA | Design by Medyanomi